Al Pacino Sevgisi
Al Pacino Sevgisi güncellendi !
Çocukluğunu 80'lerde yaşayan bizlerin önce siyah beyaz, sonra renkli televizyonda izlediğimiz unutulmaz diziler ve programlar






































Murphy Brown sarışın ve yalnız yaşayan gazeteci bir kadındı, bir haber dergisinde mi ne çalışıyordu. Tabii dergide çeşit çeşit nevi şahsına münhasır kişilikler, bir de isminden dolayı unutmadığım Korki diye komik bir kadın vardı. Neyse işte bu dizi bu dergideki tiplerin ve Murphy'nin maceralarını anlatırdı, çok komikti ama ana fikri neydi, sonunda ne oldu hiç hatırlamıyorum.









Seksenlerin sonuna doğru artık detektif dizileri yavaş yavaş bitiyor, yerini avukat dizileri alıyordu. Matlock yaşını başını almış bir avukat amcaydı. Her bölümde aynı beyaz takım elbiseyi giyer ve mahkeme salonunda çok enteresan ve yaratıcı aksiyonlarla davayı çözerdi. Bunun asistanlığına da kızı yapardı. Babamın sevdiği dizilerdendi.
Kuzen Larry ve Kuzen Balki! İşte bu diziden sonra kuzenler birbirine isimleriyle değil kuzen diye seslenmeye başlamıştı! Bu dizide Yonanistan'dan kalkarak Şikago'da yaşayan kuzeni Larry'nin yanına taşınan Balki'nin maceraları anlatılırdı. Bunların sarışın ve güzel sevgilileri de vardı. Komik, eğlenceli ve çok sevilen bir diziydi.


Vallahi bunu da pazar akşamları izlediğimi anımsıyorum. Bu dizide anne ve çocukları baba öldüğü için dedenin evine taşınıyorlar ve beraberce şenlikli bir hayat yaşamaya başlıyorlardı. Babam çok severdi bu diziyi. En büyük kızı doksanlarda Evimiz Hollywood'da dizisiyle patlama yapacak Shannen Doherty oynuyordu. Her hafta bir iyilik, dürüstlük, erdem dersi verilirdi bu dizide.





Bu kızın adı Viki, kendi de robottu. Böyle fırfırikli hizmetçi önlüğü giyer, bütün ailenin işini görür, işi bitince de aile bunu dolaba falan kaldırırdı tozlanıp pas yapmasın diye. Tabii bunun robot olduğu sır olarak saklanır, elaleme "ehe bu bizim küçük mahdum" denirdi. Artık ne olup ne bitmişti hiç hatırlamıyorum.

Seksenlerde izlediğimiz yedibin tane detektif dizisinden bir de bu Spenser idi. Bunun Hawk diye bir arkadaşı vardı, olay mahali de Boston'du. Spenser her bölümde esrarengiz bir cinayet davası ile karşılaşır ama tecrübesi, engin zekası, yüksek becerileri sayesinde her bölümde olayı çözerdi.

Bu dizi esrarlı, esmer ve tüm esrarlı esmer adamlar gibi yakışıklı olan Ray'in maceralarını anlatırdı. Ray'in şahane bir Corvette Stingray'i vardı, her hafta arabasını satılığa çıkartarak gazeteye ilan verir, telefon numarasını bildirirdi. Bu ilanın gerçek anlamını bilen birisi bunu arar, yardım isterdi. Ray hizmetleri karşılığında para almaz, müşterisine Baba filmindeki Don Corleone gibi "dostum ol, ileride bir iyilikle bana borcunu öde" derdi.

Meşhur Fransız yazar Alphonse Daudet'nin aynı adlı romanından uyarlanmış perişan acıklı bir diziydi. Jak isimli çocuğun üvey babasının elinden çektiği çileleri anlatırdı. Üvey babasının adı o dönemde bütün edebiyat hocalarının takma ismi olmuştu. Jak dizisi Türkiye'de fırtınalar koparmış ve Jak öldüğünde resmen cenaze namazları kılınmıştı. Özellikle bizim Selcan abla ile Figen abla bu dizinin hastasıydılar, her bölümü gözyaşları ile izler, en aşağı 1 kilo kabak çekirdeğini de bitirirlerdi ağlaya ağlaya.









Zamanında pek tutulmuş pembe mini dizilerden biriydi Dantel. "Siz kaltaklardan hangisi benim annem?" diyerek üç kadın arasından gerçek annesini bulmaya çalışan bir kızın macerasını anlatıyordu. Lili denen bu kız kadınları bir araya getiriyor ve dizinin kalanı büyük bir geridönüş ile bu kadınların maceralarını anlatıyordu. Kızın gerçek annesinin kimliği en son dakikalarda ortaya çıkmıştı.
Cihan Ünal'ın Osmancık'ı yani Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu Osman Gazi'yi onadığı tarihi bir diziydi. Bunlar aşiret oldukları için çadırlarda yaşar, bitmek bilmeyen Bizans tekfurlarıyla savaşıp dururlardı. Tarih bilgilerimizi güçlendiren TRT'nin özenli ve başarılı dizilerinden biriydi. Osmancık ve tekfurlardan başka Şeyh Edebali ve güzel kızı Malhal hatun (ismini yanlış mı hatırlıyorum?) diğer karakterlerdendi.










Harikulade jenerik müziği ile TRT'nin en başarılı yapımlarının başında gelen bir diziydi. Muharrir Adnan Bey'in maceralarını ve verdiği hatalı kararlar nedeniyle mahvoluşunu Osmanlı Devleti'nin çöküşüyle koşut olarak anlatırdı. Çalıkuşu gibi bu dizinin de VCD takımı TRT tarafından yayınlanmıştır, bilginize.
Ellilerde çevrilmiş çok eğlenceli müzikal filmden esinlenmiş bir kovboy dizisiydi. Yedi kimsesiz kardeşin çiftliklerini ayakta tutma maceralarını anlatırdı. En büyük kardeşi yıllar sonra MacGyver olacak Richard Dean Anderson oynardı. Sanırım sonu bir yere varmadan bitip gitmişti.
Kadınların hayran olduğu (nafile bir çaba) Richard Chamberlain'in başrolünde oynadığı çok acıklı bir mini diziydi, annem bayılırdı bu diziye. Richard bu dizide Maggie diye bir kıza aşık olan ama kendini dine adadığı için aşkını inlar eden Ralph diye bir rahibi canlandırıyordu. Maggie evlenip çocuk sahibi olduktan sonra aşkını kabullenen Ralph'ten de bir oğlan doğuracak, kahramanlarımız kendilerini bekleyen trajik sona doğru ilerleyeceklerdi.
Sarı Gül Teksas'ta bir çiftliğin adıydı. Sahibi ölmüş, oğullarıyla genç ikinci karısı bir yandan kavga ederken beri yandan çiftliği döndürmeye çalışırlardı. Yanlış hatırlamıyorsam pazar geceleri yayınlanıyordu. Sam Elliot pos bıyıklarıyla başroldeydi, Cybill Shepherd ise şen dulu canlandırmaktaydı. Niyeyse bunun jeneriği hiç aklımdan çıkmamıştır.
Yine babamın bayıldığı detektif seriyallerindendi. Bir Richard Jordan'a bir de Mayk'ı oynayan Stacy Keach'e babam hala çok kızar, patlama yapamadılar, meşhur aktör olamadılar diye. Çok maço, sert, çabucak kızan cinsten tehlikeli bir adamdı Mayk. Adaleti yerine getirir, ücretini ve masraflarını alır, çeker giderdi.

Indiana Jones benzeri çok eğlenceli bir diziydi. Gaye arkadaşımız dizinin kahramanı Jake Curry'i çok beğenirdi. Jake'in hayatta bir pırpırlı deniz uçağı, bir de tek gözlü köpeği Jack vardı, köpeğin gözünde korsan bantı takılıydı. Suya inebilen o uçak bir rüya gibiydi. Her hafta maceradan maceraya koşan Jake'e Sarah diye bir abla eşlik ederdi.
Herhalde dünyanın hiçbir ülkesinde bir neslin bütün çocukları oturup işitme engelliler için hazırlanan haber bültenini izlememiştir. Biz yapmıştık! Pazar sabahı erkenden kalkıp televizyonu açar, Voltran'ı beklerdik. Heyhat, Voltran'dan önce böyle renkli bir logo çıkar ve işaret diliyle haftanın haberleri anlatılır, alttan da yazıları geçerdi. Kimbilir kaç çocuk bu yazılar sayesinde okumayı sökmüştü. İşte biz böyle bir nesildik, seksenlerde çocuk olmak, pazar sabahı bu bülteni izlemek demekti.





TRT'nin ödümüzü patlatan dizilerindendi. Çok şaşırtıcı bir sonla biten gerilim öyküleri gösterilirdi. Hepsinin en büyük numarası sonunda saklıydı ve olayı en akla gelmedik şekilde bitiren sürprizli finali izlerken insanın kanı çekilirdi.

Bol entrikalı pembe dizi formatında Amerikan yapımlarından biri de Hanedan idi, Dallas'ın ardından gelen çapraşık ilişkiler yumağı dizilerdendi. Hanedan, Denver'lı petrol zengini Blake Carrington ile evlenip boşandığı karılarını, bunlardan olan çocuklarını ve hepsinin karmakarışık ilişkilerini anlatırdı. Sarışın genç eşi tenteli model saçlarıyla pek uyuz olduğum Linda Evans, esmer ve de kaltak eski zevceyi de Joan Collins oynardı. Bu dizinin kahramanları sürekli birbirleriyle yatıp kalkarlar, sonunda herkes akraba çıkardı.
San Diego'lu detektif Simon kardeşlerin maceralarını anlatan bir polisiye diziydi. Bu tarz iki karakterli dizilerde adet olduğu üzere bu kardeşler de zıt kişiliklere sahiptiler ve sürekli olayın nasıl çözüleceğine dair fikir ayrılığı yaşarlardı. Bunların biri hukuk fakültesinde okumuş takım elbiseli züppe bir tip, diğeri hayat okulu mezunu kovboy kılıklı pejmürde bir arkadaştı.

Çok güzel, gaza getirici bir açılış şarkısı olan ve bilimsel olayları bizlere anlaşılır şekilde açıklayan harika bir çocuk programıydı. Sanırım haftada bir, okul dönüşü akşam izlerdik, kaçırmazdım, çok severdim bu programı.
TRT'nin ilk ve en meşhur dizisi idi, yönetmeni Halit Refiğ, başrol oyuncusu ise gencecik Müjde Ar idi, Müjde Ar yasak aşkına karşı koyamayan bahtsız Bihter rolü ile bir anda parlamıştı. Bihter'in yasak aşkını da mavi gözleriyle meşhur Salih Güney oynamıştı (ama dizi siyah beyazdı tabii)
Cihan Ünal'ın ilk kez parladığı, TRT yapımı ilk meşhur tarihi dizilerdendi. Padişah 4.Murat'ın tarihte iz bırakmış kısa hayatını anlatırdı. Bu diziden sonra Cihan Ünal-Ayten Gökçer dizilerin sevilen ikilisi olmuşlar, başka yapımlarda da beraber rol almışlardı.

Harikulade bir İngiliz komedisiydi. Vatana millete faydalı olmaya çalışan acemi bakanın bürokrasi karşısında elinin kolunun bağlanmasını anlatırdı, bürokrasinin Sir Humphrey Appleby olarak kanlı canlı hayata geçmiş halini harikulade Nigel Hawthorne canlandırır ve biraz safça olan bakana verdiği ayarlarla ortalığı kırıp geçirirdi. Bu bakan arkadaş ilerleyen yıllarda başbakanlığa kadar yükselmiş ve dizi "Emret Başbakanım" olarak devam etmişti.

Abimin bana sürekli P.I'ın neyin kısaltması olduğunu anlattığı, Tom Selleck'in mini şortlarıyla kıllı bacaklarını sergilediği sevilen bir detektif dizisiydi. Tom abi Hawai'de ferah fücur yaşar, muhteşem, kıpkırmızı Ferrari'siyle takılır ve olayları çözerdi. Bunun bir de badem bıyıklı uşağı vardı ki, televizyondaki seslendirmeci arkadaş buna sürekli "Meegnum şöyle oldu, ama Meegnum böyle böyle" dedirttiği için annem tiksinirdi bu diziden, hala ne zaman Megnum deseniz kaşlarını çatar.



Büyük aşkım Kermit'in yönettiği bir tiyatro kumpanyasında yaşananları anlatan eşsiz benzersiz bir şovdu. Assolist kaltak Piggy, rezil komedyen Fozzy, her hafta havalara uçan Gonzo, canavar Animal, hımhım İsveçli Aşçıbaşı, çılgın bilimadamı diğer tiplerdendi. Her hafta meşhur bir artist Muppetlar'ın konuğu olur ve gösterilerde rol alırdı. Kaçık bunaklar Waldorf ve Statler'ın yorumlarına gülmekten koltuktan düşebilirdiniz.
Kahramanımız Steve geçirdiği kazadan sonra baştan aşağı yenilenip Darth Vader tadında yarı makine bir dayı haline geliyordu. İşte bunun heryeri mekanik ve çok güçlü olmuştu ve her yanına monte edilmiş metal parçaların ederi de 6 milyon dolar ettiğinden diziye böylesi bir isim veriliyordu. 6 milyon dolar, seksenlerin başında akıllara sığması olanaksız bir meblağ idi memleketimizde.



İngiliz yapımı çok başarılı bir polisiye diziydi. Ajan Doyle, Ajan Bodie ve bunların patronu , CI5 organizasyonunun kurucu Cowley'in ağır olayların peşinden koşmaları anlatırdı çünkü bunlar seçme elemanlardı ve terörist olaylarında falan Cowley sadece bizimkileri yollardı, çok sert, gerektiğinde kanunları kuralları çiğnemekten çekinmeyen seksenlerin Jack Bauer'leriydi onlar!
Meraklısına web sitesi : http://www.mark-1.co.uk/Professionals/

Dallas'ın Bobi'sinin başrolde oynadığı bir diziydi. Bobi'nin parmaklarının arasında bize o zamanlar çok tuhaf, çok marjinal gelen perdeler vardı çünkü o Atlantis'ten gelen , su altında soluk alan bir balıksıadam idi. Denizde böyle dalgalanarak tuhaf bir stilde yüzerdi, biz de mahallede oyun oynarken yerlere yatıp o şekilde yüzmeye çalışırdık.

Türkiye'de basketbol diye bir sporun varlığını hatırlatan ve sonunda çok sevdiren efsane dizi idi. Zenci öğrencilerin okuduğu bir liseye gelen sarışın koç Reeves'in kendisini önce "white men can't jump" gibilerden dışlayan takımının ilahı olmasını anlatırdı. Koç çocuklara sadece sahada değil, hayatta da koçluk yapar, bu yollardan ben de geçtim, öğüdümü dinleyin diyerek yol gösterir, abilik ederdi. Bu dizide benim unutamadığım karakter tabii ki isminden dolayı Salami olmuştur.
İşte Türkiye'de hem de gece vakti yayınlanan ve erkeklerin de bayılarak seyrettiği ilk pembe dizi Köle İzaura idi. Hoş o zamanlar pembe dizi ne demek bilemezdik. İzaura, şeytani kötü adam Senyor Leonsiyo'nun kölesiydi ama beyazdı. Leonsiyo'nun buna yapmadığı eziyet kalmamıştı, çünkü içten içe de İzaura'ya aşıktı ama İzaura Leonsiyo'nun tüm avanslarını reddeder, Alvaro diye sarışın bir tipi severdi ve sürekli özgürlüğüne kavuşmak için çabalardı, pek te dindardı, boynundaki haçı hiç çıkartmazdı. Bu diziden sonra evde, işyerinde çok iş görenlerin "köle izaura'ya döndüm" demesi moda olmuştu.

İşte herkesin ödünü patlatan, o zamanın çocuklarının evlerdeki karanlık odalara gitmesini engelleyen korkunç hayalet Belfagor idi. Özellikle Gaye arkadaşımızı vaktiyle abisiyle ablası Belfagor geliyor diye çok korkutmuşlardı. Belfagor aslında kanlı canlı bir kadındı. Böyle kara çarşaflı korkunç bir maske takar, Louvre müzesinin koridorlarında dolaşırdı, aslında müzeden değerli birşeyleri çalmaya çalışan bir grubun kullandığı bir şaşırtmacaydı bu korkunç hayalet.

Sementa, sıradan bir ademoğlu ile evlenmiş kanlı canlı bir cadıydı. Bunun hem cadı hem de cadoloz anası Endora da adem koca Derın'a uyuz olur, kızını damattan ayırmaya çalışırdı. Sementa'nın en önemli özelliği burnuydu, şirin bir müzik eşliğinde burnunu oynatır ve gerekli büyüleri yaparak o bölümün meselesini çözerdi. Bu dizinin çizgi film olarak hazırlanmış bir jeneriği vardı. Sementa'yı güzeller güzeli Elizabeth Montgomery canlandırmıştı.


















Dağınık saçları, buruş buruş pis pardesüsü ile pejmürde detektif Kolumbo, TRT'nin unutulmaz dizilerindedi. En çapraşık davaları sabırla çözebilen, gayet geniş, rahat bir dayıydı. Suçlulara öyle sorular sorardı ki, katil bunun salak olduğuna inanıp gevşer, fakat Kolumbo tam kapıdan çıkarken cart diye tuzaklı soruyu sorup herifi faka bastırırdı.
