REAL FIESTA --> BLOG --> SEYAHAT --> 80'LER

 

ANASAYFA    Hakiki Muhabbet    80'lerin TV Dizileri    80'lerin Çizgi Filmleri    İngiltere    Fransa   İspanya   İtalya   İsveç    Japonya   Macaristan   Bardak Altlıkları

 

2007 Londra Seyahati

 

Londra1    Londra2    Londra3    Londra4    Londra5    Londra6    Londra7    Londra8    Londra9    Londra10

 

 

24 Eylül 2007 akşamı Real Fiesta Seyyahları olarak Londra'da buluştuk

 

Ben tabii rötarlı iniş yapmış idim, çünkü Heatrow dünyanın en yoğun havaalanlarından biri ve alanın yoğunluğu yüzünden uçağımız şehrin üzerinde epey tur atmıştı. Bu sayede seyretmeye imkan bulduğum şehrin ışıl ışıl gece manzarası harikulade idi. Özellikle Tower Bridge ve London Eye dönmedolabı en göze çarpan noktalar.

 

Derya beni havaalanında bekliyordu, canı sıkılmış, kitap otomatından kitap almış okumaktaydı. Evet işte bu memlekette çikolata, bisküvi, gazozdan başka otomatlarda kitap bulunuyor. Acilen kitaba mı ihtiyacın var, otomata bir kaç pound atarak kitabını alıyorsun.

Regent Street  

 

 

Öncelikle bana bir bilet aldık ve hemen metroya indik. Londra halkı metroya Tube diyor. Hatların numarası yok adı var, havaalanına gelen hat Piccadilly hattı. Ve günlük dilde şu hatta bineyim denmiyor. Havaalanından Piccadilly'i alalım, Knigtsbridge'de iner otobüs alırız, gibilerden konuşuluyor, dikkat.

 

"Mind the gap" anonsları eşliğinde metroya bindik, bu anons o kadar meşhur ki, tişörtlere, donlara baskı yapıyorlar kendisinden.

 

Metro ise şehri dolaşmanın en rahat yolu, sabah ve akşam iş giriş çıkış saatleri dışında oldukça rahat ancak hatlar çapraşık, dikkat etmek gerek, Paris metrosu gibi düz hatlar yerine belirli noktalardan çatallaşan, daire çizen, üstüste çakışan hatlar mevcut. Tube haritasını yanınızdan ayırmayın.

 

 

 

 

Piccadilly Circus  

 

 

Sabah olunca peanut butter ile kahvaltı yaptık ve Londra turumuza otobüsle başladık. Tek bir otobüs bileti £2 . Bu yüzden haftalık Oyster seyahat kartı almalısınız : £23,10 . Bu kart ile metro ve otobüslere sınırsız sayıda binebilirsiniz.

 

İki katlı kırmızı otobüsler, şehri seyrederek gezmenin en kolay yolu.

 

İlk gün, Regent Street boyunca yürüyerek, şehrin en ünlü meydanı Piccadilly Circus'a geldik. Regent Street, en pahalı mağazaların bulunduğu havalı bir cadde. Piccadilly ise ışık dev reklam panoları ile sarılmış ve yoğun araç trafiği var. Meydanın orta yerinde bir Eros heykeli bulunmakta.

 

 

   

 

 

Eski model kırmızı otobüsler sadece 9 numarlı hatta çalışıyor. Bunlar daha ufak, diğer otobüsler oldukça büyük ve rahat. Ayrıca meşhur siyah taksiler siyah değil, rengarenk reklamlarla kaplı ve çok pahalılar.

   

 

 

Piccadilly Meydanı'nı nedense ben çok farklı hayal etmiş idim. İnsanların sosyalleştiği, sokak müzisyenlerinin gitar çaldığı, İtalyan meydanları gibi bir yer sanmıştım.

Piccadilly  

 

 

Halbuki çok kalabalık bir kavşak imiş Piccadilly Meydanı. Bol bol araç, insan, ve reklam panolarının fotoğrafını çeken bizim gibi turistler var.

 

Meydanı gezerken Real Fiesta yazarı dostumuz Zekish'in kulaklarını çınlattık hep. Bu meydanı kendisi çok sever de.

   

 

 

Londra'nın her yerinde bulunan kırmızı telefon kulübeleri oldukça şirin görünüyor. Hepsinin üzerinde bir taç sembolü var. Posta kutuları da aynı şekilde tombul ve kırmızı ve üzerlerinde E II R yazıyor yani Elizabeth 2, Regina. Herşey Elizabeth'in bu memlekette.

   

 

 

Trafalgar Meydanı'nda Amiral Nelson'ın devasa bir heykeli bulunmakta. Heykelin dört ayağında devasa bronz aslanlar nöbet bekliyor, National Gallery ise hemen meydanın arkasında . Galerinin merdivenlerine serilerek piknik yapmak mümkün, yalnız güvercinleri beslemeyiniz, bu ülkede güvercinlere kırıntı atmak kanunlarla yassaklanmıştır!

   

 

 

Londra ahalisi yemeklerini ayakta, metroda, yürürken, inerken, çıkarken, yani hareket halindeyken yemekte. Burası bir sandöviç memleketi. Sandöviçleri Pret a Manger dükkanlarından, Sainsbury's'den ya da Marks & Spencer'dan alabilirsiniz, fiyatlar £2-£5 arası. nereden alırsanız alın sandöviçler günlük yapılıyor, akşama kadar da bitip tükenmiş oluyor.

 

Pret a Manger her köşebaşında bulunan bir sandöviççi zinciri. Sainsbury's her mahallede bulunan marketler zinciri, Marks & Spencer ise bizdeki gibi pahalı iç çamaşırları ile değil, Simply Food yiyecek bölümü ile meşhur. Yani ekmeğin, cevizin iyisi Marks & Spencer'dan alınıyor.

   

 

 

Trafalgar Meydanın'dan aşağıya doğru bakınca Big Ben'i, yani Parlemento binasının saat kulesini görebiliyorsunuz.

 

Yolun başındaki Crest of London hediyelik mağazasından anahtarlık £2, hazır paketlenmiş çeşitli bira altlıkları £4

 

Meydandan aşağı inince St James parka geldik, parka girmeden Westminster'e doğru yürüdük.

Trafalgar'dan Big Ben  

 

 

İşte Londra'nın sembolü, meşhur saat kulesi Big Ben çok etkileyici idi. Tabii Westminster metrosunun hemen çıkışında dolayısıyla çok kalabalık ve herkes orada resim çekmek istediğinden güzel bir fotoğraf yakalamak çok zor.

 

Bir de Londra çok kalabalık, her yerden araba, otobüs geçiyor, her karede bir elektrik direği, trafik lambası vs çıkıyor mutlaka. Kesinlikle Paris gibi değil.

Big Ben  

 

 

Parlemento binası Thames nehrinin kenarında uzanıyor. Çok gotik görünümlü, etkileyici bir bina idi.

 

Oliver Cromwell'in heykeli ön tarafta bulunuyor. Onun ilerisinde ise meşhur Aslan Yürekli Richard'ın bir heykeli yer almakta.

Houses of Parliament, Oliver Cromwell heykeli  

 

 

Açılış saatlerini takip ederek belirli günlerde ve ancak bazı saatlerde parlmentoyu ziyaret edebilirsiniz. Giriş £12

Houses of Parliament  

 

 

Parlementonun yanında Londra'nın sayısız parklerından Victoria Tower Gardens bulunmakta.

 

Londra'da park dedin mi bizdeki Bebek Parkı gibi parkları düşünmeyeceksiniz, hepsi adeta bir küçük koru, uçsuz bucaksız çimenlikler, yemyeşil ağaçlar, ortalıkta koşuşan sincaplar ve başka hayvancıklarla dolu bu parklar şehirde bol bol bulunmakta.

Victoria Tower Gardens  

 

 

Bu parklarda ister piknik yapın, ister koşun, isterseniz harika fotoğraflar çekin. Londra'da kimse kimseye karışmıyor.

Lady Charlotte  

 

 

Parkta yürürken Thames nehrinin kıyısına gelmiş idik ve nehrin karşısında London Eye isimli devasa dönmedolabı artık görebiliyorduk.

 

Tam bu sırada yağmur başladı, bir anda hava karardı, ama ağaçlar ıslanmamızı engelledi. Birkaç dakika sonra da yine güneş açtı, işte Londra'da hava hep böyle idi. Hergün en az bir kere muhakkak ıslanıyor idiniz.

London Eye  

 

 

Thames nehri üzerindeki sayısız köprülerden Lambeth'i yürüyerek karşı kıyıya geçtik.

Lambeth Bridge  

 

 

Parlemento şimdi tam karşımızda kalmış idi. Paris'in Eyfel'i neyse, Londra'nın da göz alıcı güzeli bu bina idi bence.

Houses of Parliament  

 

 

İnsan sürekli fotoğrafını çekmek istiyor çünkü her adımda, her değişen açıda, daha güzel görünüyor bu parlemento binası.

Houses of Parliament  

 

 

Şimdi London Eye'a binmek için County Hall'a gidecektik, bu yüzden otobüse binip nehir boyunca geri döndük.

River Thames  

 

 

Londra1   Londra2   Londra3   Londra4   Londra5   Londra6   Londra7   Londra8   Londra9   Londra10

 

 

ANASAYFA    Hakiki Muhabbet    80'lerin TV Dizileri    80'lerin Çizgi Filmleri    İngiltere    Fransa   İspanya   İtalya   İsveç    Japonya   Macaristan   Bardak Altlıkları