Blog Widget by LinkWithin

REAL FIESTA - HAKİKİ MUHABBET

REAL FIESTA BLOGGERS

Salı, Kasım 11, 2008

İstanbul turunun sonu

İstanbul turumun sonunu da yazayım tam olsun dostlar.

Nerede kalmıştım? Perşembe günü... Bu gün geleneksel vs. modern günü idi.

Sabah öncelikle Eyüp'e giderek meşhur camiyi gezdik anacak çok kalabalık ve fena derecede hacı yağı kokulu olduğundan çabuk kaçtım ben oradan :






Eyüpten teleferiğe binip Piyer Loti tepesine çıktık sevgili seyirciler. Buradaki kahve türbanlı vatandaşlar tarafından ağzına kadar doldurulmuş idi. Biz de en tepedeki tarihi kahve midir nedir orada içtik çaylarımızı. Ben burada tost yedim, mısır yedim, türk kahvesi de içtim ooohh. Ama su içip taşa oturmadım hahahahaaah
Turumuzun geleneksel kısmını böylece tamamladıktan sonra Eminönüne geri dönüp tramvayla Tophaneye gittik ve de İstanbul Modern'in gezdik. Perşembe günleri bu galeriyi ücretsiz gezebilirsiniz.

Sergideki resimlerin çoğu soyuttu ve tabii bu kadar sanat beni aştı. Fakat Hayrünissa Zeid'in geometrik resimleri, işte onlar şahaneydi dostlar.
Müzeyi gezdikten sonra harika manzaralı kafesinde oturup kahve içtik, tatlı yedik. Framboazlı cheesecake ve de dondurmalı profiterol :

Bence o verdiğim fahiş fiyata göre o kadar lezzetli değildi tatlılar. Fakat vapurlar ve Sarayburnu manzarası buna değdi.
Cuma günü ise Beyoğlu'na gittik. Önce Sen Antuan Kilisesini gezdik. Sonra da Pera Müzesini.


Pera Müzesinde olağanüstü güzel bir sergi var : “Doğu’nun Cazibesi” Britanya Oryantalist Resmi. İşte bu da web sitesi : Doğu'nun Cazibesi

Fotoğraf çekmek yassaktı, o yüzden buraya koyabileceğim bir foto yok idi.

Bu müzeyi bayıla bayıla gezdikten sonra Cihangir'e inip Symirna'da tadı damaklara seza bir şenlik sofrası kurduk. Yan masaya da Teoman geldi ayol hahahaha. Tam Cihangir. Neyse, Symirna'da atıştırma tabağı, mantar soslu tavuk, 4 peynirli cevizli penne yemiştik ama fotoğraflarını çekmeyi unuttum , taa yedikten sonra aklıma geldi. Geçmiş olsun.

Böylece bir hafta rüya gibi geçti, dün de işbaşı yapıp İstanbul'daki sıradan hayatımıza geri döndük ama ben yine yapacağımı yaptım. Fakat bu da başka bir yazının konusu :)

Etiketler: , , , , , ,

Salı, Temmuz 10, 2007

Cihangir'de bir gece

Dün akşam Sinem arkadaşımızın doğumgününü kutlamak için Taksim'e gittik sayın seyirciler. Hava çok güzel, Taksim kalabalığı da o hırçın, insanı ezen kalabalık değildi. İçimde turist olma arzusu doğdu. İstiklal'de sanki her şeyi ilk kez görüyormuşçasına yürüdüm, Grand Rue de Pera'dan kalma yapıları hayranlıkla izledim


Turist olmak ne güzel şey değil mi? İnsan yabancı bir yerde çok daha özgür hissediyor, o yüzden seyyahat etmeyi çok seviyorum. Hem saçma şeyler yapmaya da hakkın oluyor, ben de dün İstiklal caddesinde turistlik hakkımı kullndım, of çok eğlenceliydi.


Aslında arada sırada hep içinde yaşadığımız mekanlara bu şekilde yaklaşabilmek lazım diye düşünüyorum. Turistmiş gibi, herşeye farklı bir gözle bakamayı ve yeni şeyler görmeyi becermek lazım.

Yemek için Alman Hastanesi'nin oralarda bir yerde, 5.Kat'a gittik. Ben daha önce hiç gitmemiştim, ne kadar çok şey kaçırmışım, taa Boğaz Köprüsünden Marmara'ya kadar uzanan nefes kesici bir manzarası varmış bu mekanın. Manzaraya dalıp lezzetli yemekler, İspanyolca, Fransızca şarkılar eşliğinde sohbet edebiliyorsunuz. Yüksekte olduğumuz için hava çok rüzgalı idi ancak garson kardeşler bize leopar desenli battaniyeler verdiler ve gayet şuh bir kılıkla yemeğimize devam ettik hahaahahah.



Mekanın spesyal ekmeği ve zeytinyağı ile iştahamızı açtıktan sonra; açılış tabağı ile yemek şölenimize başladık. Aslında 4 kişilik olan tabaktan 2 tane almıştık, oburuz ya!


Tabakta çıtır tavuk, hellim kızartma, felafel ve peynirli kıtır pidemsi birşeyler var, çok hoş bir sosla servis ediliyor, çok beğendik.


Ana yemekler oldukça çeşitli, ben acılı soslu, noodle ile servis edilen thai tavuğu aldım



Doğumgünü çocuğu Sinem , nohutlu ve safranlı pilavlı bilmemne tavuğu aldı , adını anımsayamadım

Deniz'le Gökhan da 4 peynirli bonfile ile 5.Kat bonfilesinden yediler. Zaten o açılış tabağı ile doymuştuk ama ana yemek öncesi garsonlar makul bir süre beklettiler yemeklerimizi, o yüzden etleri de gayet midemize indirdik.


Gecenin sonunda ise daha şişman olarak evlere dağıldılmiştık sayın seyirciler. Bu arada farkettim ki, bütün fotoğraflarda ben varım, zorla Sinem'e kendimi çektirmişim hahahaayytt ..

Etiketler: ,

Pazartesi, Mart 26, 2007

Ela'da Mojito partisi

Farkettim de geçen haftayı Lost'un 1.sezonunu izleyerek geçirdiğim için bloglama yapmamışım.


O halde haftasonumu anlatayım size sayın seyirciler. Cuma akşam işten çıkıp Cihangir'deki Leyla'nın üst katına kurulmuş olan Ela isimli tapas bara gittik.

Manzara müthişti, boydan boya Haliç, Topkapı, camiler, eski İstanbul silueti. Tapas ispanyol mezesi olduğu için yemek yoktu, sadece meze vardı: Patatas bravas; mantarlı bilmemne, Endülüs usülü tapas. Sonra mojito içmeye başladık, naneli serinletici mojitolar arka arkaya götürüyorduk; bir üç beş derken geri kalanını anımsamıyorum, deliler gibi gülüyorduk, garsona 6 Nisan'da gelip 6 tane mojito içeceğiz falan gibi şeyler söylüyorduk... Sonra minik Ceyda Didem'i ve beni evlere dağıttı, yatıp sızmışım. Cumartesi sabahı berbat bir başağrısı ile uyandım, kovayla kahve içip kendimi dışarı attım. Ama Cuma gecesi nelerden bahsettik, ne muhabbetler döndü, rezillik çıkarttım mı? Anımsamıyorum!

Cumartesi günü blogumuzun en yeni üyesi La Capitana ile Yeniköy'de buluştuk sayın seyirciler. Kendisi ile bütün ömrümce beraberdim o yüzden inanılmaz öyküleriyle blogumuzu şenlendireceğini düşünüyorum. Capitana ile Yeniköy Passion cafe'de oturup kahve içtik, muhteşem böğürtlenli pastasından tattık, sakızlı dondurma yedik, sonra Tarabya'ya kadar yürüdük. Sahil yolu çok güzeldi, yalılar malılar insanın aklını alıyor zaten.

Konuşurken şunu düşündük, yıllar önce Capitana'nın odasına kapanır, arka arkaya beyaz dizi romanlarını okurduk, şu küçük beyaz aşk romanları serisinden bahsediyorum. Bu romanların kahramanı genç güzel ve incecik kızlar, taş gibi yakışıklı, zengin, ateşli, ve mutlaka ÇELİK GRİSİ gözlere sahip heriflerle aşk yaşarlardı. Ulan ömrümde bir çift çelik grisi göz görmeden ölüp gideceğim ona yanıyorum. Neyse işte biz oturur bu kitapları arka arkaya yalar yutar kafayı yerdik beraberce. Şimdi aradan 15 yıl falan geçti , belki daha fazla. Hayatımızın o romanlardaki gibi olmayacağını anlamamızın üzerinden de çok geçti herhalde. Hayat çok tuhaf. O kitapları okur ve hayal kurarken nerede olacağımı sanıyorsak, şu an çok bambaşka yerlerdeyiz. Belki yine o küçük romantik ve sonu hep mutlu biten kitapları okumalıyız. Çünkü sanırım yeni hayallere ihtiyacımız var bizim.

Etiketler: , ,

Blog Widget by LinkWithin