karma , kimyon ve sırpça
Günler , aylar ve yıllar ne de çabuk geçiyordu. gerçekleştiril(e)memiş planlara ömür yetecekmiydi diye düşünmeye başlamıştık artık? şartlar uygun olacakmıydı? real fiesta deyimiyle vuruş sırası bize de gelecekmiydi? yoksa gelip geçmişti de farketmemişmiydik.
zekish bugün dedi ki , dün beni rüyasında görmüş. ona mesaj atmışım ve demişim ki güneş doğuyor. güneş yeniden doğacakmıydı gerçekten , yoksa rüyalarda mı kalacaktı?
kimyonun son kullanma tarihi geçmemişti daha ama dün ben yine de çöpe attım onu , tadı bozulmuş gibiydi , aslında benim ağzımın tadı bozulmuştu.
ve pişman ol(a)mamak . bu iyi birşeymiydi? kötü birşeymiydi?
iyiyle kötü yoktu ama di mi , unutuyorum hep. öğretilmişlikler su yüzüne çıkıyor işte , ne kadar derine gömsen de , herşey zamanla yer değiştiriyor. akışkan olan hiçbirşeye güvenmemek lazım.
suya bıraktığın her ne ise hangi kıyıya ne zaman vuracağı belli olmuyor işte dostlar.
çöpten çıkartsam da bir işe yaramaz artık di mi :)) hem bu kaçıncı kimyon çöpe atılan.
biri bu gidişata bir son vermeli ya da kimyonsuz bir dünya düşlenmeli.
hayatta neyin ne kadar önemi var ki?
hiçbirşeyin hiç önemi yok galiba.
Hvala ti srce mohe.
her zamanki gibi gökten üç elma düştü , üçü de kafama düştü.
karma.









Turumuzun geleneksel kısmını böylece tamamladıktan sonra Eminönüne geri dönüp tramvayla Tophaneye gittik ve de İstanbul Modern'in gezdik. Perşembe günleri bu galeriyi ücretsiz gezebilirsiniz.
Müzeyi gezdikten sonra harika manzaralı kafesinde oturup kahve içtik, tatlı yedik. Framboazlı cheesecake ve de dondurmalı profiterol :
Bence o verdiğim fahiş fiyata göre o kadar lezzetli değildi tatlılar. Fakat vapurlar ve Sarayburnu manzarası buna değdi.
Pera Müzesinde olağanüstü güzel bir sergi var : “Doğu’nun Cazibesi” Britanya Oryantalist Resmi. İşte bu da web sitesi : 
























Girişte öncelikle hoş bir fotoğraf sergisi gezdik. Bunlar Abdülhamid II'in tüm dünyadan topladığı fotoğraflar idi .
Sonra saltanat arabalarını ve saray mutfağını gezdik. Buradaki Çin ve Japon imparatorlarından gönderilmiş porselenler bulunmakda idi.
Mücevherleri gezip bitirince deniz manzaralı Mecidiye Köşkü kısmına gittik. Ah güneşin altında Boğaziçi ve Marmara, hava ne kadar güzeldi ve biryandan da sonbaharın sarı tutuncu kırmızı renklendirdiği ağaçlar ile İstanbul ne kadar şahane görünmekte idi.