sevgili la capitana aramiza hosgeldin !
İnanamıyorum dostlar! Marie Antoinette filmine biletim var diye sevinirken, genç ve güzel kuzenim Dilek'den gökten zembille dvd'si geldi bana! Buna inanabiliyor musunuz sayın seyirciler? Aylardır bu filmi bekliyorum, Fransalara gidip bir sürü para döküp Versaille sarayında Marie Antoinette'in hayaletini bile aradım. Ve bütün bunlar olurken DVD'si Dilek'de varmış!! Aahahahah!
Ufacık tefeciktim, 4 yaşında filandım, koca klanda tek kız olmanın keyfini sürüyordum ve bunun ömür boyu böle süreceğini düşünürken.......
Etiketler: istanbul film festivali, marie antoinette, versailles
Farkettim de geçen haftayı Lost'un 1.sezonunu izleyerek geçirdiğim için bloglama yapmamışım.
Manzara müthişti, boydan boya Haliç, Topkapı, camiler, eski İstanbul silueti. Tapas ispanyol mezesi olduğu için yemek yoktu, sadece meze vardı: Patatas bravas; mantarlı bilmemne, Endülüs usülü tapas. Sonra mojito içmeye başladık, naneli serinletici mojitolar arka arkaya götürüyorduk; bir üç beş derken geri kalanını anımsamıyorum, deliler gibi gülüyorduk, garsona 6 Nisan'da gelip 6 tane mojito içeceğiz falan gibi şeyler söylüyorduk... Sonra minik Ceyda Didem'i ve beni evlere dağıttı, yatıp sızmışım. Cumartesi sabahı berbat bir başağrısı ile uyandım, kovayla kahve içip kendimi dışarı attım. Ama Cuma gecesi nelerden bahsettik, ne muhabbetler döndü, rezillik çıkarttım mı? Anımsamıyorum!
Cumartesi günü blogumuzun en yeni üyesi La Capitana ile Yeniköy'de buluştuk sayın seyirciler. Kendisi ile bütün ömrümce beraberdim o yüzden inanılmaz öyküleriyle blogumuzu şenlendireceğini düşünüyorum. Capitana ile Yeniköy Passion cafe'de oturup kahve içtik, muhteşem böğürtlenli pastasından tattık, sakızlı dondurma yedik, sonra Tarabya'ya kadar yürüdük. Sahil yolu çok güzeldi, yalılar malılar insanın aklını alıyor zaten.
Konuşurken şunu düşündük, yıllar önce Capitana'nın odasına kapanır, arka arkaya beyaz dizi romanlarını okurduk, şu küçük beyaz aşk romanları serisinden bahsediyorum. Bu romanların kahramanı genç güzel ve incecik kızlar, taş gibi yakışıklı, zengin, ateşli, ve mutlaka ÇELİK GRİSİ gözlere sahip heriflerle aşk yaşarlardı. Ulan ömrümde bir çift çelik grisi göz görmeden ölüp gideceğim ona yanıyorum. Neyse işte biz oturur bu kitapları arka arkaya yalar yutar kafayı yerdik beraberce. Şimdi aradan 15 yıl falan geçti , belki daha fazla. Hayatımızın o romanlardaki gibi olmayacağını anlamamızın üzerinden de çok geçti herhalde. Hayat çok tuhaf. O kitapları okur ve hayal kurarken nerede olacağımı sanıyorsak, şu an çok bambaşka yerlerdeyiz. Belki yine o küçük romantik ve sonu hep mutlu biten kitapları okumalıyız. Çünkü sanırım yeni hayallere ihtiyacımız var bizim.
nihayet biliyorum artık, ıssız bir adaya düşersem yanıma alacağım 3 jack:
Ocakbaşının köfteleri çok güzeldi, dombik dombik. Yemeğin sonunda Yavuz abi benim şerefime bir seri daha köfte dizdirdi ocağa hahahayt. Onları da afiyetle yedikten sonra çay içeceğiz diye beklerken tataaaa, üzerinde mumlarla pasta gelmesin mi! Sürpriz erken doğumgünü kutlaması! Ne kadar sevindim!
Böylece güle oynaya ocakbaşından ayrılınca ne yapalım diye düşündük ve Çamlıca'ya çıkmaya karar verdik. Hava buz gibiydi, yağmur yağıyordu, fakat manzara mükemmeldi. Çamıca'ya çıktıkça, Boğaz köprüsü İstanbul üzerinde bir pırlanta kolye gibi görünüyordu.
Mekanda büyük Türk sanatçısı, piyanist şantör Mustafa Anamur program yapmaktaydı. Biz içeri girdiğimizde Nikah Masası'nı söylüyordu, epeyce tezahürat yaptık, o da oynamak istiyor muyuz diye sordu, Zübeyde hepimizin yerine cevap verince, Alllaaaaaa, Anamur coştu! Bir baktım Zübeyde ile karşılıklı pistteyim, şakır şakır oynuyorum sayın seyirciler! hahahahahaahyyhhttt. Aman bir kurtlarımız döktük sormayın. Sonra Anamur slow müzik çalmaya başladı. Zübeyde hemen Adnan abiyi kolundan yakaladığı gibi piste uçurdu. Adnan abi aynen eski Türk filimlerindeki gibi saçları kenardan ağaran , Kartal Tibet model bıyıkları olan yakışıklı bir abimizdir. Evi de gittiğimiz mekanın 200 mt ilerisinde olduğu için hanımının şerrinden ödü patlıyordu ama Zübeyde'ye karşı koymak mümkün mü? Sonra baktım aaa Aras baygın baygın Neşe'nin kollarında dans ediyor. En sonunda Yavuz abi de beni dansa kaldırdı, pistin tozunu attık sayın seyirciler. Beni döndürdü, evirdi, çevirdi, attı tuttu! süperdi.
Slow danstan sonra sıra halaya gelmişti, ve birden Zübeyde çantasından uçları pullu, zilli rengarenk halay mendilleri çıkartıverdi. Allahım bu kız bunlarla mı dolaşıyor, hani olur da halay görüp katılırım, hazırlıklı olayım diye??? Böylece halayımız da çektikten sonra evlere dağılma vakti gelmişti sayın seyirciler. Karar verdik, hiçbirimiz yıkanmayacağız, ki herkes anlasın akşam et yedik ahahaahahah
Çocuk Bayramı'nda 20 yaşında başkan! / Siyaset / Milliyet Gazete
Size hafta sonu okuduğum kitaplardan bahsedeyim sevgili izleyiciler.
Bilişime Sansürü Protesto Ediyoruz
Nihayet! Marie Antoinette DVD'si Amazon'da satışa sunuldu, kredit kartıma geçireyim bari, follofoş oldu zaaaten hahahayytt
Cumartesi günü yakışıklı kuzenim Tolga, genç ve güzel nişanlısı Dilek ve de arkadaşları ile tiyatroya gittim sayın seyirciler. Oyunun adı Uyarca idi, AKM'nin arkasındaki Aziz Nesin Sahnesi'nde oynanıyordu. Her zamanki gibi geç kaldığımız için koştura koştura gittik tiyatroya, hevesle o rahatsız koltuklara yerleştik ve oyun başladı. "They came from Nottingham, England; their names were Jayne Torvill and Christopher Dean and when they took to the ice for their final performance in the 1984 Olympic Games in Sarajevo, the world was expecting something sensational..."
Etiketler: bolero, christopher dean, jayne torvill

işte Mart ayı gelmişti sayın seyirciler. Bu ayın benim için anlamı doğum ayım olması idi eskiden. Ama bu yıl, Mart ayının çok önemli bir özelliği var.. Bu ay günleri sayacağız, 1, 2, 3.. bir bir derken.. 31 Mart'ta Lady Charlotte İstanbul'a gelecek! Real Fiesta ahalisi Paris seyyahatinin ardından bu sefer İstanbul'da buluşacak...



ya ne kadar zayıfmışız eski seyyahatlerimizde ühühühü