anneme sabahın 5'ine kadar yükleme yaptığımı söylemeyin
o benim şirket partisinde eğlendiğimi sanıyor
o benim şirket partisinde eğlendiğimi sanıyor

Hayırlı olsun, hayırlara vesile olsun; 2007 falları hazııırrr
Ugliness is in a way superior to beauty because it lasts...
Al başına belayı, patlat patlat dur
Gidip kendime bir not defteri aldım. Ama üzerinde Kermit ya da Eeyore resmi, Miki Fare amblemi falan yok. Renkli de değil. Kara kaplı, sarı sayfalı sapsade birşey. Bunu hep yanımda taşıyacağım ve aklıma gelen herşeyi bu deftere not alacağım. Çünkü İstanbul'da geçen esrarlı bir roman yazmak istiyorum. Nobel ödülü almama gerek yok, basılmış romanım olsun, yeter! Ama bunun için sürekli not alıp, sistemli şekilde çalışmak gerekiyor dostlar. Bugüne kadar yazdığım tek romanı bu şekilde bitirmiştim, her gece saatlerce yazarak. Kendisi pespaye bir aşk macerasıdır. Kimseler de okumamıştır. Neyse ki. Bir de yarım kalmış bir romanım var. Onu yazarken o kadar sistemli çalışmadığım için bitmedi. Bu da pespaye bir hayranlık öyküsüdür. Bunu da kimselerin okumaması gerekiyor ki, saygınlığımı yitirmeyeyim. Şimdi yeni romanım için öncelikle bir sürü not alıp roman kişileri ve çevreleri hakkında detayları oluşturacağım. Romanın baş kahramanı tabii ki benim. Lady Charlotte diğer başrolde. İkimiz İstanbul'da büyük bir esrarı çözeceğiz. Ama ne? Bilmiyorum. Zaten bilsem roman olurdu hahahayt. Çok çalışmam lazım çok!.
Bilen bilir, yıllar önce deli gibi radyo dinlerdim (bir radyo programına sürekli katıldığım günlerde) İşte en sevdiğim 2. program da Radyo D'deki Muzo İle Yastık Sohbeti idi.
kendi kendine ödünü patlatmak isteyenlere :
Bugün Kaplumbağa Terbiyecisi'ni görmek için Pera Müzesi'ne gittim dostlar. Giriş 7 ytl. Çok güzel bir müze. İlk katta ağırlık ölçüleri, kantarlar, teraziler... ve çiniler. Bunlara merakı olan Topkapı Sarayı mutfak bölümünde feriştahını görebilir. İkinci katta İmparatorluktan Portreler.. işte meşhur tablo da bu katta. Ayrıca sultanların, odalıkların, harikulade güzel kadınların yüzyıl öncesinden kalma güzel resimleri de bu katta bulunmakta. Zaten başımıza ne geldiyse burada geldi. Bizim Özgür ne zaman böyle yerlere gitse önce bir şişe su alır çünkü müzelerde susar. Ben de sordum, sen susamadın mı diye, e haliyle koptuk... Oradaki güvenlik abla birden bize şarlamaz mı? Müzede gülmek konuşmak yassakmış! Deli mi ne! Dünyanın en önemli müzelerini gezmiş profesyonel bir müze gezici var burada! Çok kızdım!
ahh ahhh dostlar...
Kalabalık bir ailem var. (Maşşallah, hep böyle kalalım inşallah.) Şimdi benden bir önceki kuşak çoluk çocuğa karıştı ve kalabalık aile toplantılarında ortalıkta dolanan, kucaktan kucağa gezen, ağlayıp zırlayan ufaklıklar eksik olmuyor. Bayramlarda ve aklımıza estikçe kalabalık bir grup olarak toplanırız. Bu toplantıların teması her zaman yemek olur. Yazın bahçede çiğbörek partisi yaparız, tavalarda kızaran böreklerin kokusu Arnavutköy'e kadar gider, herkes bayılana kadar çiğbörek yer. Ramazanda da her hafta bir halaya ya da amcaya gidilir, bayılana kadar iftar yemeği ve güllaç yenir. İşte geçen ramazanda eksik kalan bir yemeği telafi etmek üzere bu akşam yemeğinde toplandık. Yine herkes bir ağızdan, aynı anda, bağıra bağıra konuşuyor, çocuklar ağlıyor, biz artık 30larına gelen dünün ufaklıkları bir odada internet geyikleri çeviriyor, büyükler ailemizin eskiden yaşadığı Fener'deki konak ve eski İstanbul hakkında sohbet ediyordu. Hepimiz bayılana kadar yemek yedik, üzerine de hem pasta, hem kurabiye, hem de kadayıf vardı! Sonunda eve geldiğimizde kendime neskafe fincanı dolusu Türk kahvesi yaptım, anca kendime gelirim!