REAL FIESTA

Salı, Şubat 28, 2006

aşırı tüketim laktasif etkiye yol açabilir

Evet sanırım bunun ne demek olduğunu biraz anladım sayın seyirciler. Ne zamandır farketmiştim ki, hafta içi yediklerime dikkat ettiğim halde, haftasonu kendimi kaybediyor, delicesine yiyor yiyor yiyordum. Bu haftasonu artık bu gidişe dur demeye karar verdim, fakat akşam üzeri korkunç bir yeme isteği benliğimi sardı. ÇİĞNEMEK istiyordum! Ne yapacaktım? Gittim Migros'tan paket paket Vivident ve First çiklet aldım ve eve gelir gelmez ağzıma 5 tane sakız atıp papuç gibi olana kadar çiğnedim, sonra onu attım ağzıma taze sakızlar doldurdum... Bu 2 gün devam etti, dün sabah ekmek bile yiyemedim, çenem o kadar ağrıyordu ki... Kalan sakızları da dün işten dönünce çiğneyince ... yatağa yattığımda neler olduğunu tahmin edersiniz... Korkunç kavurucu gaz kütleleri ve pırtlamalar eşliğinde bir gece! Midemde sanki gök gürültülü sağnak yağış vardı a dostlar, ben böyle sesler duymamıştım bu güne dek. Oy oy oy.

Cumartesi, Şubat 25, 2006

Mouse'la cizginin disina cikmadan kirmizi noktaya ulasma oyunu

http://www.winterrowd.com/maze.swf

ÇİN BÜFE

İstiklal Caddesi'nde, Kuloğlu Mah. Turnacıbaşı Sok. No: 12 adresinde, yani Accessorize'nin tam karşısındaki sokağa giriyorsun, köşede Fortis var. Minik ve çok uygun fiyatlı bir Çin lokantası, samimi ve sıcak, sizinle içten ilgilenilen harika bir yer! Zaten içeri girdiğinizde kokulardan başınız dönüyor. Başka birşey yemeyi düşünemiyorsunuz bile. Çok sevdim, çok beğendim. Bundan sonra mekanımızdır.

Perşembe, Şubat 23, 2006

Dido - Life For Rent

I haven't ever really found a place that I call home
I never stick around quite long enough to make it
I apologize that once again I'm not in love
But it's not as if I mind
that your heart ain't exactly breaking

It's just a thought, only a thought

But if my life is for rent and I don't learn to buy
Well I deserve nothing more than I get
Cos nothing I have is truly mine

I've always thought
that I would love to live by the sea
To travel the world alone
and live more simply
I have no idea what's happened to that dream
As there's really nothing left here to stop me

It's just a thought, only a thought

Çarşamba, Şubat 22, 2006

kermit fortçu olmuş












sevgilim kermit, reklam yıldızı olmuş dostlar, duyduk duymadık demeyin
http://www.fordvehicles.com/suvs/escapehybrid/?keyfeature=1

Stardoll - Your paperdoll heaven

aman şu ufakken kesip giydirilen kağıt bebeklerin online olanı, hem de menşurları, film yıldızlarını, ayol herkesi giydirebiliyorsun...tıkla tıkla giydir!

Stardoll - Your paperdoll heaven

Salı, Şubat 21, 2006

GO MONGO

Dün akşam Suadiye Park'ta bulunan GO MONGO restoranına gittik sayın seyirciler.

Yediklerimizi sıralıyorum :

Spring rolls - çıtır ve nefasetti
Vietnam gözlemesi - hafif ve lezizdi
Karidesli noodle - bayıldım, muhteşem bir tat
Şangay noodle - çok lezzetli
Dana wok - sunumu da tatı da mükemmel
Tavuk curry - tabağın görüntüsü de , tadı da enfesti
kazandibili krem bürüle - üzeinde krem şantiye olmamalıydı, beklediğim gibi değildi
doluca öküzgözü şarap - ben bira içtim
bira - tabii ki Efes

yediklerimizin nefasetinden içmeyi unuttuk, mükemmel bir restorandı. Garsonlar da çok güleryüzlü ve yardımseverdiler. Koltuklar rahat, ambiyans hoş, müzikler keyifli, konsepti olmuştu yani sizin anlayacağınız. Ve de bu kadar yemeğe ve şaraba 155 ytl hesap geldi. Tabii ben ödemedim, Sami Bey ödedi ve o da ben de çok memnun kaldık bu hesaptan.

Pazar, Şubat 19, 2006

rüya

Bir yolun başındayım
Yol sudan,
Önümü kesme ,
Korkmuyorum boğulmaktan!
Yıldızlar yağıyor başıma ışıktan.
Ne yol tanıdık , ne su ,
ne de yıldızlar , ne bu acı !
görüntüde üstü kalpli bir hacı yüzüğü
Uyurken nasıl horluyor yapaylığı.
Öyle duruyorum uğultunun içinde
Bir elimde hayatım,
Diğerinde yalandan bir balon ,
Rengini kaybediyor rüzgardan.
Ben bir minik çocuk ,
Kaçak!
Hem korkuyorum , hem cesurum ,
kimsem yok , yarımım.
tedirginim içten içe ,
üstümde hastalıklı bir sarı elbise ,
yürüyorum
bir rüyanın içinde,
gözyaşlarım ellerimde ,
kar yağıyor güneşli bir günde.
etraf günahkar,
ben bir minik çocuk ,
şimdi bir sandalın içinde .
akan bir suda ,
tüm ruhlarım kan ter içinde.
öyle çaresizim ki ;
bir kalp çikolata daha istemiyorum
eriyip kalıyorlar sonra
hepsi öyle kaldı ellerimde ,
ellerim kir içinde ,
üstümde hastalıklı bir sarı elbise.
nereye koşsam karanlık!
siyah balonlar patlıyor
üstüme ,
dönmeyeceğim bir daha sana ,
korkulu bir rüyanın ortasında ,
bu sözleri niye veriyorsun ki bana?
müzik kutusundaki ,
porselen bebek kadar güzeldim,
sen el olmadan önce …
nereye kadar devam eder bu karmaşa ,
dudaklarımdan akan kanlar ,
seni hayata mı döndürecek yoksa?
nefessiz kaldım yine bir anda ,
masum bir şey kaldı mı bu dünyada?
Ya da bana başka bir dünya var mı
Acaba buralarda?

Perşembe, Şubat 16, 2006

Don't Date Him Girl Homepage

Don't Date Him Girl Homepage

onunla çıkma! o kadınları aldatan adi herifin teki! işte bu sitede karılar herifleri bir güzel deşifre ediyorlar! Çok hoş doğrusu!

Pazartesi, Şubat 13, 2006

Dolmabahçe

























Cumartesi bizim Çinli üretici ve kocasını Dolmabahçe Sarayı'nda gezdirdik sayın seyirciler. Bilet alırken "Türk müsünüz?, kaç Türk kaç yabancı?" gibi sorulara muhatap olduk, çünkü Türkler 7,5 ytl, ecnebilere 15 ytl! Saraya girip İngilizce tura katıldık, rehber amca herhalde beni de Çinli arkadaşlarıma benzetmiş olacak, bir yandan odaları gezdirirken, diğer yandan hiç çekinmeden dedikodu yapıp, gördüğü her memurla rahat rahat çene çalıyordu, nasılsa anlamıyoruz diye. Rezalet! Selamlık kısmını 1 saatte şöyle üstünkörü, alelacele gezdirdi. Sarayda harikulade tablolar var, hele bir tane İstanbul Rıhtımı diye bir resme bayıldım ama rahat rahat gezemedik ki! Harem bölümü de kapalıydı zaten. Yani milleti hem bu kadar yolup, hem de koştura koştura gezdirmek ayıp, günah ve de TERBİYESİZLİK! Yetkililer el atsın bu duruma. Müzelerimiz çağ atlasın ve zevkle gezilen saray-müzelerimiz olsun. O muazzam tarihe ve görkemli zenginliğe borcumuzdur bu!

Cuma, Şubat 10, 2006

ah şu "zaman" denen hain köfte!














zamanın tekerlekleri hep ileriye doğru giderler...

Perşembe, Şubat 09, 2006

Captain Von Trapp!

http://www.christopher-plummer.com

Muhteşem bir aktöre, harika bir web sitesi! Seviyoruz kendisini!

The Sound of Music - Neşeli Günler (turşulu film değil, müzikal klasiği, do-re-mi şarkısı hani...) 40.yıldönümü vesilesiyle, Christopher'ı öpüyoruz, yalnız kendisi Ararat filminde oynamış, bilemedim:(

HACİVAT KARAGÖZ NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

Başarılı olmuş!

HACİVAT KARAGÖZ NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

Yahoo! Music

Yahoo! Music

olacak şey değil, U2 5 tane Grammy kazanmış, bana sorarsan, How to Dismantle an Atomic Bomb albümünü hiç mi hiç sevmedim!

Çarşamba, Şubat 08, 2006

arzular şelale

Allaaaahhhh, amazon'dan aldığım ateşli ispanyolca aşk romanlarımın ilki elime ulaştı, "Un principe en su cama" AHAHAHAAH Daha neler gelecek, hevesle bekliyoruz!

Pazar, Şubat 05, 2006

Judy'nin devam hikayesi

Efendim, DearEnemy adlı romanda, Judy ve Jervis, Sallie'yi John Grier Yetimhanesi'ne müdüre olarak gönderiyorlar, Sallie burada reformlar yaparken, Judy'e bir düzüye mektuplar yazıyor, biz de olanları bu mektuplardan takip ediyoruz. Sallie'nin maceraları Judy'nin romanından daha eğlenceli! Sallie yetimhanede 100 küsur veletle uğraşırken, Judy zengin ve de yakışıklı kocasıyla kışı Florida'da geçiriyor, sonra doğuruyor, (kız, adı da Judy Junior ahahaha), ve nihayet Jervis'le yanlarına bebeği, dadısını, uşaklarını ve köpeklerini alarak Jamaika'ya gidiyorlar. Bu arada yetimhanede yangın çıkıyor ve Sallie şımarık nişanlısından ayrılıp yetimhanenin doktoruyla evlenmeye ve yetimhaneyi baştan kurmaya karar veriyor. Kitap Julia'dan bahsetmiyor çünkü anime'dekinin aksine kitapta Julia oldukça olumsuz ve kötü bir kişilik olarak çizilmişti. Hal böyleyken böyle.

Cuma, Şubat 03, 2006

yeni otobüsler

Sahil hattına yeni yeşil otobüslerden eklenmiş sayın seyirciler, dün akşam işten dönerken bir tanesine rastladım. 40 Sarıyer-Taksim! Hemen bindim; binmesi , inmesi pek rahat; alçak, yayvan basamakları var. İçi ferah, temiz, modern. Oturduğum koltuğun hemen yanında "bu durakta inecem" düğmesi vardı, bastım, çalıştı! Pek beğendim yeni otobüsleri.

Çarşamba, Şubat 01, 2006

Topkapı PTT paket servisi oyy oyy oyyy

Sabah erkenden kalkıp Eminönü otobüsüne atladım, Fındıklı'dan tramvaya bindim, rahat rahat Topkapı'ya geldim, ama burası nasıl bir yer Allahım. Tramvay'dan yukarı çıktım. Kocaman bir meydan, karşıda uzakta çevre yolu, çevre yolunun öbür tarafında birtakım binalar, benim bulunduğum meydanın ucunda , tepesinden dumanlar tüten tekinsiz bir bina... Jetoncu amcaya sordum, "şuradaki patikadan yürü, köprüden geç", dedi ama "şu osuruğu al, yeşile boya, tahtaya çak" demesinden fazla bir yardımı dokunmadı, ortalıkta ne patika, ne köprü görünüyordu. Neyse, "şurası" olduğunu düşündüğüm yere doğru yürüdüm, çevre yoluna paralel gidiyordum, in ile cin top oynuyordu, birisi boğazımı kesse, cesedim de bulunamazdı bu tekinsiz yerde. Böylece geniş bir U çizerek çevreyoluna yaklaştım, kümelenmiş minibüsleri görünce alt geçite gelmiştim, dümdüz yürü , işte PTT! Bir adam beni paket servisine yolladı, orada başkası 1 numaraya gönderdi, 1 numara 4 numaraya postaladı. 4 numaralı odada gazete okuyan gayet rahat amcalar vardı, ihbarnamemi alıp "dışarda bekleyin" dediler, gittim banka oturdum, dar bir koridor, iki yanında bu muhtelif numaralı odalar, odalar içi yüzlerce paket, koli, torbayla dolu, birkaç tane de kimonolu Japon kızı posteri asmışlar... Ben bu gözlemi yaparken 4 numaralı odadaki amca "Kermit hanım" diye seslendi, zaten benden başka kimse de yoktu. Girdim odaya, paketi açtılar, "bu ne" dedi, "çizgi film" dedim, amca paketi kapatıp bir makineye soktu, etrafından koli bantı geçirtti. Sonra bana bir kağıt verip 1 numaraya geri yolladı, 1 numaradaki abi kimliğime bakıp bir kağıda birşeyler karaladı, ve beni 5 numaraya yönlendirdi, 5 numaradaki amca işini mümkün olduğunca ağırdan alıp, çayını mayını karıştırmakla vakit geçirip beni birkaç dakika bekletti, sonra kendisine 1,30 YTL ödedim, arkasına birşeyler yazdığı kağıdı 4 numaraya geri götürdüm, paketimi aldım.

Şimdi geri dönmek için Topkapı tramvay durağına ulaşmak lazımdı, PTT'den çıkıp , altgeçitten minibüslere doğru yürüdüm, aman ne tekinsiz yol, çingeneler, köpekler, ortalıkta benden başka tek saçı uzun yoktu, Allahtan uzun kara tabut paltomu, kalın motorcu botlarımı giymişim. Neyse, alt geçitten yürüyüp simitçi abiye yol sordum, "şööyle yürü" dedi, bir alt geçit daha geçtim, bir simitçiye daha sordum, "şurdan alttan geç" dedi, artık Allah ne verdiyse dayanıp, o alttan geç dediği yere girdim, amanın burası minibüslerin anadurağı gibi bir yerdi, bir sürü gürültülü, canavar minibüsle dolu devasa bir hangar, ucundan da ışık görünüyordu, koştum oraya, merdivenleri çıktım, oh yine bir meydandayım! Bir amcaya tramvay durağını sordum, gösterdiği yöne hızla yürüdüm, işte ilk çıktığım yer! jetoncu abiye tramvayın girişini sordum ve merdivenlere attım kendimi, durağa indim, tramvayla Fındıklı'ya geldim, oradan otobüsle Akaretler, ve taksi ile Fulya! Bittim bittim, oyy oyy oyy

Sonuç:
ORANGE ROAD COLLECTION BOXSET
The Trapp Family Story
ve bu kadar çizgifilm aldığım için firma tarafından hediye edilen çizgikarakter anahtarlığı!
yakında yine bir çizgifilm seyretme günü yaparız herhalde...